Sunay Akın'ın anlatısıyla Türkiye'nin Çay ile tanışmasının hikayesi

İşte çayın bir dikiş izi, her bardağın bir hafızası vardır Sunay Akın’ın dünyasında… Türkiye’nin çayla tanışması da öyle kuru bir tarım tarihi değildir; içinde hayaller, ıskalanmış zamanlar ve yılmayan bir idealizmin incelikleri gizlidir.
Gelin, çay bardağının tıkırtısındaki o gizli hikâyeyi Sunay Akın üslubuyla dinleyelim:
Demdeki İlk Kıvılcım: Isıtan Aşklar ve Bir Osmanlı Efendisi
Çay denince aklımıza hemen Rize’nin dik yamaçları gelir değil mi? Oysa hikâyenin ilk perdesi, boğazın serin rüzgârlarına karşı oturan bir Osmanlı aydınının masasında açılır. Saffet Bey...
19. yüzyılın sonlarında, Sultan II. Abdülhamid döneminde, Orman ve Mardin ve Ziraat Nezareti (Orman, Maden ve Tarım Bakanlığı)’nde görevli bu vizyoner adam, doğunun o gizemli yaprağını Osmanlı topraklarına getirmeyi kafaya koymuştu. Çin’den, Japonya’dan tohumlar getirtti (1894). "Bizim insanımız da içsin, bizim toprağımız da bu buğuyla ısınsın" dedi.
İlk fidanlar nerelere dikildi biliyor musunuz? Bursa’ya...
Fakat doğa, tıpkı aşk gibi, zorlamayı sevmez. Bursa’nın toprağı ve iklimi çay fidanına dar geldi; yapraklar sarardı, fidanlar küstü. Çay, İstanbul’un süslü konaklarına ve Bursa’nın yeşiline veda edip uzun bir uykuya daldı. O günlerde kimse bilmiyordu: Çay, kendine ait bir vatan arıyordu ve o vatan, haritada çok daha doğudaydı.
(İlk başarılı girişim, Prof. Ali Rıza Ertaş'ın 1919 yılında ki bilimsel denemeleri sonrasında, 1924 yılında Zihni Derin tarafından Rize'nin Müftü Mahallesi'ndeki bir bahçede 20 kg mahsül alınmasıyla başlıyor.)
Bir Avuç Tohum ve Yalnız Bir Adam: Zihni Derin
Derler ki, bazı insanlar bir ülkenin kaderini ceplerinde taşır. İşte o adam, Ziraat mühendisi Zihni Derin’dir.
Yıl 1920’ler… Yeni kurulan Cumhuriyet, yoksul ve yorgun. Karadeniz halkı geçimini sağlayamıyor, gurbete iş aramaya gidiyor. Zihni Bey, Cumhuriyet'in verdiği o taptaze heyecanla düşer yollara. Batum’a kadar gider. Oradaki çay bahçelerini görür; havanın nemini koklar, toprağı avuçlar. Toprak, tam da Rize’nin toprağıdır!
Zihni Derin, Batum’dan cebinde bir avuç çay tohumu ve fidanıyla döner. Rize’de küçük bir fidanlık kurar. Ama hikaye burada bitmez; Rize halkı ilk başta bu yabancı bitkiye şüpheyle bakar. "Biz bundan ekmek mi yiyeceğiz?" derler.
Zihni Derin yılmaz. Bir öğretmen edasıyla, kapı kapı dolaşarak toprağa çayın nasıl sevilerek dikileceğini anlatır. Çay fidanı Rize’nin yağmurunu görünce, sanki yıllardır o anı bekliyormuş gibi toprağa sımsıkı sarılır. Yapraklar yeşerir, nemli Karadeniz havası çayın kokusuyla dolar.
İnce Belli Bardaktaki Mucize
Ve nihayet 1930’ların sonunda ilk yerli çay demlenir.
O gün Rize’de yakılan o mütevazı ocak, bugün Türkiye’nin her sabah uyandığında çaldığı ilk kapı haline geldi. Fransızların porselen fincanı, İngilizlerin sütlü kupası vardı ama bizim insanımız o sıcaklığı tutmak istedi. Elini bardağın kavisli beline sardı; ortaya ince belli bardak çıktı. İçini gösteren şeffaf bir cam, dudak yakmayan bir zarafet...
İşte böyle dostum; bugün bir vapura bindiğinde martılara bakarken elinde tuttuğun o buğulu bardak, sadece bir içecek değil... Bursa’da düşleri kırılan Saffet Bey’in, Rize yağmurunda çay yapraklarını okşayan Zihni Derin’in ve bir ülkenin kendi küllerinden doğarken bulduğu o sıcacık tesellinin hikâyesidir.
TeaTub bilgi eki:
İsmet İnönü çayı Rize'ye getiren kişi değil amaRize de çay üretiminin ve çay ekonomisinin hamisi olan isimdir.
1938 de ilk çaylıklar yapılır.
1940: Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'de çay tarımını yasal güvenceye kavuşturan ve bu alandaki ilk özel düzenleme olan 3788 sayılı Çay Kanunu, 29 Mart 1940 tarihinde çıkarılmıştır. Zihni Derin öncülüğünde Doğu Karadeniz'de başlatılan çay tarımı bu kanunla resmen desteklenmiş ve üreticilere ruhsat zorunluluğu getirilmiştir. Araklı’dan Rusya sınırına kadar bölgedeki 30 bin dönümlük bir alan çay tarımı için ayrılır. Ziraat Bankası’ndan 5 yıl süre ile üreticilere faizsiz kredi sağlanır. Elde edilen yaş çay yaprağı işlenerek Zihni Derin tarafından kurulan atölyelerde ilk kuru çay elde edilir.
1942 yılında çıkarılan 4223 Sayılı Kanun ile çay ithalatı ve yurt içinde satılması devlet tekeline alınır.
1947 de günlük 60 ton kapasiteli ilk Çay Fabrikası Rize de açılır.
1963 de yerli üreticiyi korumak için İthalat Yasağı Kanunu çıkarılır.
1984 de çıkarılan bir yasa ile Özel Çay Sektörüne yeşil ışık yakılır. Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde 4 Aralık 1984 gün ve 3092 sayılı Çay Kanunu’nun 1. Maddesi ile çay tekeli kaldırılır. Çay tarımı, üretimi, işlemesi ve satışı serbest bırakılır. Bu serbestleşme üretime ve üreticiye büyük bir darbe vurulur. Yasal düzenlemeler ve altyapı hazırlanmadan getirilen serbestlik, ruhsatsız birçok işletmenin faaliyet göstermesine, üreticiden aldıkları yaş çayın bedelini ödemeyen, sektörde kayıt dışılığı artıran bir yapı oluştur. Bugün de hâlâ bu sıkıntılar yaşanmaktadır.
2005 de Çay da İkinci Hayat Projesi başlatıldı.
2011 de çıkarılan çay kanunu ile ithalatın önü tamamen açıldı...
Bugün Türkiye, ihraç ettiğinden çok daha fazla çay ithal eden ülke durumuna gelmiştir.
Türkiye'de yılda ortalama 1,2 milyon ile 1,45 milyon ton arasında yaş çay üretimi (rekoltesi) gerçekleştirilmektedir. Bu yaş çayların fabrikalarda işlenmesiyle elde edilen yıllık kuru çay miktarı ise yaklaşık 250 bin ile 300 bin ton arasında değişmektedir.

